diyalog
k: Merhaba.
e: Merhaba.
k: Görüşmeyeli uzun zaman oldu..
e: Evet.
k: Neler yaptın?
e: Sensizliğe alıştım.
k: Ciddi misin?
e: Tıka basa.
k: Niye ki?
e: Çünkü sen, beni ve hayatımı evvela kendinle doldurdun, sonra da çekip gittin..
k: Bilmiyordum.
e: Hiçbir şey bilmiyorsun sen zaten. Kırgınım bu yüzden sana ben çok.
k: Neden kırgınsın?
e: Çünkü sen, bana evvela kaybetmeyi ve mutsuzlugu sevdirdin, sonra da gittin. bir başına çok mutlu oldun.
k: Sıkıldım ama ben kaybetmekten ve çok mutsuz olmaktan.. Sonra baktım, meğer çocuk oyuncağıymış kazanmak ve mutlu olmak. Hem benim kazandığım, hayatımın geri kalanını korumak oldu sadece. Yine de özür dilerim.
e: Bir şey değiştirmez ki bu..
k: Bilmiyordum.
e: İkinci kez diyorsun bunu.
k: Özür dilerim.
e: Bunu da ikinci kez diyorsun.
k: Ne yapabilirim?
e: Hiçbir şey… Geçilmiş zamanın davası olmaz.
k: Tamam, ben bir hayvanım.
e: Estağfirullah.
k: Yo.. esta, esta.. anlamalıydım, hissetmeliydim..
e: Ama o vakitler senin kalbin çok kalabalıktı.
k: Olsun, seni farketmeliydim ben yine de.
e: Belki benim de suçum var.
k: Senin ne suçun olabilir ki?
e: Seni sevmekten başka birşey yapmadım.
k: Ama ben onu da yapmadım.
e: Seni herkes seviyordu zaten.
k: Bilmiyordum.
e: Üçüncü kez sığınıyorsun bu kelimeye.
k: Ne yapabilirim ki?
e: Bu da ikinci oluyor.
k: Haklısın.
e: Haklılık haksızlıkmeselesi değil ki bu…
k: Ne istiyorsun benden? elimi, kolumu mu keseyim? ne yapayım, kırık kalbini onarmak ve affettirmek için kendimi?
e: Hiçbir şey istemiyorum senden. Yalnızca kritik yapiyoruz, ‘oynat hayatcığım’ oynuyoruz işte, tek kale yaşanmıs ve bitmemiş bir sevginin ardından.
k: Devam et, itiraf et. İçinde biriktirdiğin beni kus suratıma. Suç kalbime, haydi…
e: Artik pek fazla görüşmesek de haberlerini alıyordum ordan burdan. Yani ne yalan söyleyeyim, hayatta tökezledigini, düştüğünü duyduğumda, hakkında nahoş şeyler anlatıldığında, anında anlatılanlara yalan da olsa, yüzde bin beş yüz de ben katıyor, inanıyor ve büyük keyif alıyordum bundan.
k: İnanmıyorum.
e: İnanabilirsin.
k: Peki niçin?
e: Açık açık ve ulu orta, kucak dolusu yaşayamadığım sevgim, aynı derecede nefrete dönüşmüştü çünkü. Sevgilisinden intikam almak için meşhur şarkıcı olmak isteyen tiplerin olduğu o eski yerli filmleri anlıyordum artık. Senin mutluluk haberlerin geldikçe, kalbime kramplar giriyordu. Bir canlı bomba olup elinde, yanında, yörende patlamak istiyordum. Sırf parçalarımı görüp ömür boyu dinmeyen bir vicdan azabı çekesin diye.
k: Sana karşı bilmeden takındığım ilgisizliğimin seni bu derece derinleştirmesi ilginç degil mi?
e: Entel entel konuşma. Derinleşmek değildi ki benim muradım. Mutlu olmak istiyordum sadece. Evet, mutsuz oldukça derinleştim, derinleştikçe de boyumu gecti umutsuzlugum ve nihayet geçmişle boğuldum… Sen ise hem kendi, hem de benim geçmişim üzerinden atladın, attaya gittin.
k: Sana sarılabilir miyim?
e: Şefkat dilenmiyorum senden.
k: Ne yapmamı istiyorsun?
e: Hiçbir şey. Yalnızca beni mutlu kılacak organlarımı kerpetenle söktün, his uçlarımı acımasızca zımparaladın, bunu bilmeni istiyorum. Bunu bil ve zıbar git!
k: Bilerek yapmadIm ki…
e: Bilerek yapsaydın çok üzülmezdim zaten. Bilmeden yaptığın için kalbim pörtledi.
k: Konuştukça kanıyor kelimeler.
e: Evet.
k: Keşke.. Keşke, keşke diye başlamasaydım bunca yıl sonra seninle tekrar konuşmaya.
e: Keşke.
k: Beni affedebilecek misin?
e: Affedersem, olursun içimde. Oysa ben seni yüreğimde çengelli bir iğne gibi taşımak ve arada bir kanırtmak istiyorum. yaşadığımı hissetmek için..
k: Beni hala seviyorsun demek ki.
e: Seni değil, seni seven o eski pervasiz halimi seviyorum ben.
k: Tekrar özür dilerim.
e: Tekrar hiç önemi yok.
k: Şeey.. beni dövebilirsin istersen.
e: Saçmalama.
k: Ne yapayım?
e: Dur biraz.
k: Ve fakat özne tıkandı, yüklem ilerlemiyor. En iyisi paragraf paragraf uzaklaşmak buradan. Kendine ve kendindeki kendime iyi bak.
e: Peki.
Yazan: Met-Üst